Öykünün Dışına Çıkmak

Aile dizimi çalışmasının gücü sadece iyileştirici cümlelerden ve Biliş Alanı’ndan değil, olanı –yarattığımız bahanelerden, öykülerden ve yargılardan yoksun bir biçimde- kabullenme temel prensibinden kaynaklanır.
Birçok Aile Takımyıldızı (Dizimi) çalışması yapmış olmamın sonucunda şunu çok açıkça görmüş bulunuyorum ki sorunlarımızın hepsi olmasa bile çoğu başkalarının işine ya da kaderine karışmış olmaktan kaynaklanıyor. Bir aile sistemine baktığımızda çoğunlukla , bireylerin başkalarının kaderine bağlanmış olduklarını , onların yüklerini ve duygularını kendilerine aitmiş gibi taşıdıklarını görürüz. Birçokları kendi aile takımyıldızlarını deneyimleyene kadar bunu göremezler. Ancak birçokları bilinçli olarak başkalarının kaderine dolanmışlardır ve belki bağlılıktan, belki üstünlük duygusundan ya da “Ben onu daha iyi yapabilirim” veya “Ben bu yükü taşımaya ondan daha çok muktedirim” diyen bir içsel konuşmadan ötürü bu dolanmalarını bırakmaya direnirler.
“Olanı Sevmek” kitabında Byron Katie üç tür işten sö eder: Benimki, sizinki ve Tanrı’nınki. Aile Takımyıldızları çerçevesinde biz “Tanrı’nın İşi”ne kader diyebiliriz.
Birçok terapist size, eğer aynı aileden birkaç çocuktan ebeveynlerini, çocukları ve ailelerini tarif etmelerini isterlerse çocukların anlattıklarından yola çıkarak onların herbirinin farklı ebeveynlerden doğmuş oldukları sonucuna varma ihtimalinin yüksekliğinden bahseder. Bu sadce zamanla aile yaşam koşullarının değişmesinden ve bunun her bir çocuğa yaş sıralarına göre farklı bir imge ve anılar dizi vermesinden kaynaklanmaz bireysel algılamadan da kaynaklanır. Her birimiz büyürken kendi realite vizyonumuzu yaratırız. Bu görüşün bir kısmı bize ebeveynlerimiz tarafından aktarılır. Onlar bunu bize öyküler anlatarak ve dünyayla ilgili inançlarını bizimle paylaşarak yaparlar; ancak, bu vizyonun büyük bölümünü biz üzerinde odaklanmayı ve kendimiz için gerçek kılmayı istediğimiz şeyi seçerek, kendi özgür irademizle yaratırız.
Örneğin bir danışanım babasını katı ve duygusuz biri olarak tarif ederken, erkek kardeşi babasını çocuklarını yaşam deneyimlerinden en iyi şekilde yararlanmaya teşvik etmek isteyen bir eğitimci olarak tarif etmişti. Öyleyse hangi öykü doğrudur? Her ikisi de doğrudur ve hiçbiri doğru değildir. Her iki öykü de – o öykülerin doğru olduğuna inanan bireyler tarafından bile- kesin olarak kanıtlanamaz. Bu durumda sorulması gereken soru şudur: Eğer öyküler ve algılar kanıtlanabilir değillerse, onların bize sunacak ne değerleri vardır? “Babam beni severdi” gibi kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan öyküler özsaygımız açısından bize faydalı olabilseler de , onlar “Babam iyiydi” ve “Annem kötüydü” şeklinde bir kutuplulukla birleştirildiklerinde yararlı olmazlar, çünkü o zaman ebeveynlerimize bağlılık duygumuz ikiye bölünür ve bu ağır bir yük yaratır.
Yüzlerce bireyle çalıştıktan sonra bana öyle görünüyor ki bir dereceye kadar hepimiz kanıtlanamaz öykülere bağlanmış vaziyetteyiz. Örneğin, her bir seminerin ya da özel seansın başında, danışanlarıma hangi bilgilerin bilinmesinin önemli olduğunu açıkça belirtirim; bu bilgiler onların ailelerine kimlerin ait oldukları, belli olaylar ölümler, düşükler, boşanmalar vb’dır. Buna rağmen onlardan ailelerinden söz etmelerini istediğimde , danışanların büyük çoğunluğu söze örneğin şöyle başlar: “Annem kıskanç biriydi ve komşularımızla iyi geçinemezdi”, “Babam işini bizlerden daha çok severdi” ya da “Kız kardeşim kesinlikle en sevilen çocuktu”
Realiteyi deneyimleyişimiz ve algılayışımız kendimiz için gerçek kıldığımız öyküler tarafından yaratılır. Siz “Babam işini beni sevdiğinden daha çok severdi” öyküsünü yarattığınızda, bu yetişkinlik yaşamınıza erkeklerin sizi sevdiklerinden daha çok işlerini sevdikleri inancına dönüşebilir ve bu da sizin gerçekten de sizden çok işine vakit ayıran bir partner seçtiğiniz bir realiteyi yaratabilir. Ancak, bu kendi başına o insanın işini sizden daha çok sevdiği anlamına gelmez, çünkü o farklı bir inanç sistemi ile davranıyor olabilir. İşine çok vakit ayıran bir baba ya da koca mali esenliği sağlamak için uzun saatler boyunca çalışmanın ailesine karşı bir sevgi davranışı olduğu inancıyla hareket ediyor olabilir. Bu şekilde “Babam beni sevdiğinden çok işini severdi” gibi bildirimler kanıtlanamaz, ama biz yine de bunu kendi öykümüz kılmayı seçer ve yaşama bu filtre ile bakarız.
Aile Takımyıldızı (Dizimi) yoluyla biz öyküleri soyar ve çıplak olarak aile sistemine bakarız. Öykülerden ve bireysel algılamadan yoksun olan bu alanda, aile üyeleri arasındaki doğal sevginin gerçeği gözler önüne serilir. Ancak bir takımyıldızın işe yaraması için öykülerimizi bırakmaya gönüllü olmamız ve daha derin olan şu soruyla yüzleşmemiz gerekir: Biz huzur mu istiyoruz yoksa haklı olmak mı istiyoruz?

John L. Payne

Aile Dizimi, Aile Dizimi Nedir, Aile Dizimi Oluşturmak, Aile Soyagaci, Başkalarına Şifa, Kendine Şifa kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Atom çekirdeği

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Evet , ama” Tuzağından Kaçınmak

Birçok kişi kendilerine ebeveynleri tarafından verilmiş olan yaşam armağanının muazzamlığını hemen kavrasa da, onlar yine de “evet, ama” tuzağına düşebilirler. “Evet, ama” tuzağından kaçınmanın anahtarı neyin bizim işimiz olduğunu, neyin olmadığını bilmektir. Biz “evet, ama” tuzağına düştüğümüzde daima bir başkasının işine yakalanmış oluruz , haddimizi bilmiyor oluruz ki bu da örtülü ya da küstahça kibire yol açar. Böyle bir kibirin ne anlama geldiğini anlamak bizim için zordur, çünkü bu tanım bize kendini başkalarından üstün gören, hükmedici, inatçı kişileri hatırlatır. Kibir birçok kılığa girer ve o çoğu kez utangaçlık, birinin gözüne girmeye çalışma ve sahte alçakgönüllülük maskesinin ardına gizlenir. Sihirli bir yaşam sürebilmek için tam anlamıyla dürüst olmamız ve kibrin her şekliyle açıkça yüzleşmemiz gerekir. Bize verilen yaşamı hiç sorgulamadan kabul ve tasdik ettiğimizde cennetin kapılarını ardına kadar açarız.

Var Olanı almak, Akışı Artırmak

İdeal bir dünyada, ebeveynlerimiz ve partnerlerimiz potansiyel sevgilerinin yüzde yüzünü bizimle paylaşabilirler. Siz sevginizi paylaşma ve şükranınızı ifade etme yeteneğinizin geçmişteki incinmelerinize verdiğiniz karşılıktan etkilenmiş olduğunun farkına vardığınızda, aynı şeyin size yaşam vermiş olan ebeveynleriniz için de geçerli olduğunu anlayabilirsiniz. Onların yaşamlarını, yaşadıkları zorlukları, çektikleri sıkıntıları hayal ettiğinizde, onlara karşı şefkat duyabilir, onları gerçekten anlayabilirsiniz. Diyelim ki ebeveynleriniz size potansiyel sevgilerinin sadece yüzde yirmisini verebildiler. Çoğumuzun yaptığı şey, bu yüzde yirminin yetersiz olduğunu, yeterince iyi olmadığını iddia etmektir ve biz bu duruma kalplerimizi ebeveynlerimize kapatarak ya da yetersizliklerinden dolayı onları yargılayarak karşılık veririz. Ancak sihirli bir hayat yaşamanın bir parçası , var olan o yüzde yirmiye boyun eğmek ve onu tam olarak almaktır. Olanı küçümsemek yerine böyle yapmanız, sevgi akışını size doğru akmaya teşvik eder. Özünde var olanı kabullenmeniz, ona karşı direnmemeniz ve size verilmiş olan yaşama karşı şükran duymanız sonucunda daha fazla sevginin akması için bir kapı açarsınız. Bizim rüzgarı değiştiremeyeceğimiz, ama yelkenleri kullanma biçimimizi değiştirebileceğimiz ve o rüzgarı ilerlemek için kullanabileceğimiz söylenmiştir. Ebevynlerimiz ölmüş olsalar bile bu prensip yine de geçerlidir, çünkü yapmanız gereken şey içsel bir harekettir.

John L. Payne

Yazar Hakkında: John L. Payne uluslararası olarak tanınan bir metafizik öğretmeni, yazar, şifacı ve Aile Takımyıldızları uygulayıcısıdır. O sarsılmaz gerçek ve ölçüsüz şefkat üzerine inşa edilmiş olan kendi çalışma tarzını geliştirmiştir. Dört kıtada yüzü aşkın Aile Takımyıldızları seminerleri vermiş olarak o, bu çalışmaya seminer katılımcılarına ve okurlara iyileştirici ve destekleyici bir berraklık sunan bir deneyim ve bilgi zenginliği getirmektedir.

John L. Payne Güney Afrika’da Johannesburg’da yaşamakta ve dünyanın çeşitli yerlerinde düzenli olarak seminerler vermektedir.

Aile Dizimi, Başkalarına Şifa, Kendine Şifa kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Özgürlüğün Anahtarı Olarak Boyun Eğme

Çoğu kişi boyun eğme sözcüğünü işittiği anda hemen karşı koyar. Onlar boyun eğmenin onları güçsüzleştirecek bir şey olduğuna, güçlerini teslim etmek anlamına geldiğine inanırlar. Oysa aslında kaderimize boyun eğdiğimizde, derin bir huzur duygusu bizi kaplar ve hayatımızda ilk kez gerçek gücümüze erişebiliriz.

Boyun eğme konusunda en büyük zorluk biz ailemizi tecavüzcü olarak algıladığımızda ya da gerçekten böyle bir tecavüz vuku bulmuş olduğunda ortaya çıkar. Fiziksel, duygusal ya da cinsel tecavüz vuku bulmuş olsa bile, bu yine de sahip olduğumuz yaşamın ve dolayısı ile kaderimizin değişmez bir biçimde ailemize bağlı ve onun sayesinde olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu bizim yaşamımızdır, başka bir yaşamımız yoktur ve bu anlamda annemiz bizim için tek annedir; aynı şekilde babamız bizim için tek babadır ve bu gerçeğe ne kadar direnirsek direnelim bu gerçek değişmez. Biz ebeveynlerimizin gerçekten tek ebeveynler olduklarını kabul edebildiğimizde, o zaman bizim için mükemmel ebeveynler olduklarını kabullenmeyi içeren içsel hareketi yapabiliriz. Peki, duygusal ya da fiziksel olarak orada olmayan ebeveyn nasıl olur da mükemmel ebeveyn olur? Nasıl olur da tecavüzkar bir ebeveyn mükemmel ebeveyn olabilir? Nasıl olur da ailesini terk etmiş olan bir ebeveyn bizim için mükemmel bir ebeveyn olabilir? Çok basit… çünkü biz ebeveynlerimiziz. Biz onların yeteneklerini ve becerilerini miras alırız, onların içsel bilgi ve deneyimlerini miras alırız. Tıpkı onların da bunları kendi ebeveynlerinden aldıkları gibi ve biz yaşamımızı onlara borçluyuz. Bu basit bir gerçektir.
Ebeveynlerimize boyun eğmek, yaşam armağanını bize aktarıldığı şekilde, hiç duraksamadan ve sorgulamadan, olduğu gibi tam olarak almak anlamına gelir. Böyle yaptığımızda, kalplerimizi yaşamın nimetlerini tam olarak alacak şekilde açarız. Bunu yapmadan önce, bizim olanı “almak” için çoğunlukla mücadele etmemiz gerekir ve yaşamın nimetleri olarak gördüğümüz şeyleri en nihayet elde ettiğimizde onlar genellikle bize boş gelirler ya da istediğimizi düşündüğümüz şeyi aslında istemediğimizi hissederiz. Biz eksik olduğumuzda hayatımızdaki hiçbir şey ne işimiz ne ilişkimiz bize tammış gibi gelir, hepsi birşeylerin eksik olduğu duygusunu taşır; eksik olan şey bizim anne ve babalarımızın yaşamla kutsanmış çocukları olmamızdır.

Kısa bir süre durup aşağıdaki meditasyonu uygulayın. O size ebeveynleriniz vasıtası ile tüm sevginin ve yaşamın kaynağı ile aranızdaki derin bağlantıyı hissetmenizi, onunla dolmanızı ve onun karşısında huşu duymanızı sağlayacaktır. Biz ebeveynlerimizi reddettiğimizde ya da kendimizi onlardan bir biçimde üstün gördüğümüzde, gerçekte bize verilmiş olan yaşama “hayır” diyor, kadere ve işlerin düzenine meydan okuyor, böylece kendimizi yaratıcı yaşam gücünden koparıyor oluyoruz.

MEDİTASYON

Ebeveynlerinizin arkanızda durduklarını, babanızın sağ omzunuzun arkasında, annenizin ise sol omzunuzun arkasında durduğunu hayal edin. Onların ebeveynlerini de onların arkasına aynı şekilde yerleştirin. Büyük- büyük ebeveynlerinizi de onların arkasına yerleştirin, buna hakkında bilgi sahibi olduğunuz başka kuşakları da ekleyin. Siz zamanın sislerine doğru bir yelpaze gibi yayılan yassı bir üçgenin sivri bir ucuymuşsunuz gibi arkanızda sıra sıra uzanan aile kuşaklarını görmeye devam edin.
Bu büyük kalabalığın giderek genişlemesine devam edin. Hayalinizde ona ard arda kuşaklar ekleyin ta ki tüm yaşamın başlangıcını, kaynağını, o ilk kıvılcımı görene dek. Bu hala bir gizemdir, ama siz onu Tanrı ya da sadece “Kaynak” olarak da isimlendirmek isteyebilirsiniz.

Bir an durup her biri yaşam armağanını bir sonraki kuşağa aktarmış olan bu geniş atalar kalabalığından gelen desteğin gücünü hissedin. Şimdi ebeveynlerinizle yüz yüze gelmek için 180 derece döndüğünüzü hayal edin. Onların omuzları üzerinden bu geniş kalabalığa bakın ve hayalinizde geriye gidebildiğiniz kadar giderek her bir kuşağı gözden geçirin, onların deneyim zenginliklerini hissetmenize izin verin. Her bir kuşak zorluklara dayanmış, zaferler yaratmış ve bir sonraki kuşak için gelecekteki gelişmin temellerini atmıştır. Tüm bu ataların zaman geçtikçe zihnen, kalben ve ruhen geliştiklerini , her bir kuşağın bir sonraki kuşak için yeni var oluş, yapış ve düşünüş biçimlerine kapılar açmış olduklarını düşünün. Şimdi ebeveynlerinize bakın ve tüm bu tekamülün , bilgeliğin ve öğrenimin size karşınızda duran bu çok özel iki kişi tarafından bir yaşam armağanı olarak verilmiş olduğunu idrak edin.

Şimdi içsel olarak yaşam için minnettarlık duyarakebeveynlerinizin ve atalarınızın önünde saygıyla eğilin.

Bu meditasyonu istediğiniz kadar sık yapabilirsiniz.

John L . Payne

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kader Ruhun Meselesidir

Çoğu kez Aile Dizimi oluşturma yoluyla Sevgi Düzenleri’ni onarmaya çalışırken, danışan kişi başkalarının kaderine dolanmış olduğunun bilinçli olarak farkında değildir. Ama bir dizim çalışması ile bu ortaya çıktığında, danışan gizli bağlılıklarının farkına varır ve onları bilinçli olarak savunmaya başlar.
Sevgi Düzenleri sıradan ailelerin içinde nadiren bozulmadan kalır. Bir ailenin üyeleri Sevgi Düzenleri’nde bir bozulmaya neden olduklarında – bu çoğu kez bilinçsizce yapılmış veya ona bilinçsiz bir biçimde tepki gösterilmiş ve bu durum kabul ve tasdik edilmemiş olsa da- bunun farkındalığı ailenin vicdanından ya da Ruh’tan öylece silinip gitmez; o olduğu gibi kalır. Eğer bir birey aileden haksız bir biçimde dışlanmışsa birkaç kuşak sonra olsa bile, bir başka aile üyesi – ifade edilemeyen bir bağlılıkla- benzer bir kaderi yaşayarak denge ve düzeni yeniden kurmaya zorlanacaktır. Aynı şekilde diğer grupların kurbanı olmuş olan uluslar ya da ulusal ve etnik gruplar o ilk suçluları (onları kurban edenleri) taklit etmeye başlarlar. Kurbanlar ve suçluluar aynı kaderi paylaşırlar. Kurban bir biçimde yadsındığında ya da dışlandığında, suçlu da dışlanır -ona insandan daha aşağı bir statü verilir- bu da gelecek kuşakları kurbanın ya da suçlunun kaderini kendi kaderi olarak üstlenmeye zorlar. Biz bir suçluya baktığımızda, o bireyin katil ya da suçlu olduğu zamanın o anında olandan çok daha fazla şey içerdiğini hatırlamalıyız. O tek bir olaydan çok daha büyük bir varlıktır ve onun kim olduğunu tanımlayan şey tek bir olay değil, varlığının bütünüdür.
Bir danışan hristiyan bir ailede yetişmiş olmasına rağmen, içinden gelen bir itilimle dinini değiştirip Musevi olmaya karar vermişti. Aile tarihini araştırdığımızda onun büyük büyük babasının Yahudi bir kadın uğruna karısını terk ettiğini ve ondan bir çocuğu olduğunu öğrendik. Annesinden ötürü Yahudi olan bu çocuk, danışanımın büyükbabası tarafından bir kardeş olarak görülmemiş, dışlanmış, aynı şekilde danışanın ailesi tarafından bir amca ya da büyük amca olarak kabul edilmemişti. Bu dışlama Sevgi Düzenleri’nde bir bozulmaya yol açar; ancak, Ruh’un doğası her şeyi dahil etmek, hiçbir şeyi dışlamamak ve her şeyi eşit görmek olduğundan, danışan büyük-amcasının kaderini paylaşmaya ve Hristiyan bir aileye aitken Museviliği seçmenin sonuçlarına katlanmaya zorlandığını hissetmişti.
Bu şekilde biz çocuklar olarak (ve kendi çocuklarımız da) atalarımızın enerjilerini ve duygularını üstlenir, hayatımızı biz unutulmuş ya da bir biçimde dışlanmış olan belli bir atamızmışız gibi yaşarız.
Şimdiye kadar en yaygın dolanmanın (başkasının kaderine dolanmanın) ve Sevgi Düzenleri’nin bozulmasının bir ailede bir ebeveynin ya da çocuğun erken ölümü durumunda vuku bulduğunu gözlemledik. Bir birey vaktinden önce, genç yaşta öldüğünde, geriye kalan aile üyelerinin o kişinin kaderini kabullenmeleri çok zordur; bu özellikle küçük çocuklarını kaybeden ebeveynler ya da bir ebeveynini yitiren küçük bir çocuk için geçerlidir. Biz ölmüş yakınlarımıza bakamadığımızda ve onları tam olarak kabullenemediğimizde, ölenler de dışlanmış olurlar, çünkü onların kaderi reddedilmiştir. Kader RUH’un meselesidir.

Aile Dizimi, Başkalarına Şifa, Kendine Şifa kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sevgi Düzenleri

Bu yazıyı yazmaktaki amacım, neyin doğru olduğuyla ilgili günlük algılarımızı, sınırlayıcı, yıkıcı yaşam kalıplarımıza ve hastalıklarımıza neyin neden olduğuyla ilgili varsayım ve analizlerimizi aşan bir dünyaya bakışımı sizlerle paylaşmak.

Bu çalışmanın çok basit biçimde gözler önüne serdiği şey, duygularımızın aslında kendi duygularımız olmayabilecekleri, bizim kendi Ruh’umuzun özü ile temasta olmak yerine başkalarının kaderine dolanmış, onların hayatlarını yaşıyor olabileceğimizdir.

Aile Takımyıldızları (Dizimi) süreci esnasında danışanlarla çalışmamızı gözlemlerlerken bazı ailelerde Sevgi düzenleri bozulduğunda görmezden gelemeyeceğimiz ve neredeyse ölçülebilir bir etkinin ortaya çıkmış olduğunu görürüz. Sevgi düzenleri kimin önce geldiğini ve ondan sonra kimin geleceğini belirler ve büyük ebeveynlerden ebeveynlere ve onlardan da çocuklara doğru akan doğal bir sevgi akışını tanımlar. Bu düzenler sayısız kuşağı kapsar, ama gözlemlerimize dayanarak onların en büyük etkiyi üç ila yedi kuşak içinde yaptıklarını söyleyebiliriz.

Sevgi düzenlerinin en önemli prensibi ebeveynlerin çocuklarına yaşam vermeleri ve çocukların o yaşamı almalarıdır.

Dolayısı ile bir çocuk -kaç yaşında olursa olsun- kendini anne ya da babasının üzerinde ya da onlara eşit bir konuma yerleştirdiğinde Sevgi düzenlerinin doğal akışı açısından bunun sonuçları ile karşılaşır. Böyle bir konumlandırmanın çocuğa ödettiği bedel genellikle yıkıcı yaşam kalıpları olarak ortaya çıkar.

En sık görülen bozulmalara bir ebeveynin ya da büyük ebeveynin erken ölümü, bir çocuğun ölümü, düşükler, kürtajlar, bir bireyin ailesi tarafından “yüzkarası” olarak dışlanması, bir cinayet ya da vuku bulmuş diğer adaletsizlikler neden olur. Tüm bu olaylar üç, dört ya da beş kuşak önce vuku bulmuş olsalar bile bugün de hissedilebilirler. Gözlemlere göre bunlar hayatımızda derin kalıntısal etki yaparlar.

Bu kadim sevgi düzenleri ile karşılaştıklarında deneyimli terapistler bu yeni kavram içinde çalışmanın etkililiği ve verimliliği karşısında şaşırmakla kalmaz, ayrıca denışanları için daha önce bulamadıkları yeni çözümler bulmalarını sağlayan bu yenilikçi ve taze yolda çalışmanın gücü karşısında saygıyla eğilirler.

Sevgi Düzenleri’ ne daha yakından baktığımızda, geleneksel psikoterapinin ötesinde bulunan ve eşiği geçip Ruh’un hakimiyet bölgesine yönelmemizi sağlayan bir aleme gireriz.

RUH, doğası gereği, her şeyi eşit görür ve her şeyi kapsar, hiçbir şeyi dışlamaz.

Ruh’un kalbinde , olanı olduğu gibi kabul ve tasdik ediş vardır. Bu sevginin esası , temeli ve gücüdür.

Biz bu sevgi doğası ile başkalarının kaderine dolanmadan o aileye ait olacak şekilde özgürleşir ve böylece yıkıcı yaşam kalıpları yaratması açısından bize zarar verebilecek olan ortak vicdandan özgürleşiriz.

Doğal sevgi düzenlerindeki bozulmaların çözümleri ailemizin ( ya da ulusumuzun) her bir üyesini, koşullara bakmayarak (onların güçlü ya da zayıf, dostça ya da kavgacı, zihinsel veya fiziksel olarak sakat, intihar etmiş ya da çok genç yaşta ölmüş olmalarına bakmadan) o aileye eşit derecede ait olarak görmekte yatar.

Sevgi Düzenleri’ni onarmak için, o kader ne kadar ağır olursa olsun ailemizin ( ya da ulusumuzun) her bir üyesinin kaderine izin vermemiz ve ona saygı göstermemiz gerekir. Çünkü birey sadece kaderi tarafından değil, bu kadere karşı yaşadığı sorumluluk tarafından da güçlendirilebilmelidir.

Tekrar tekrar gözlemlediğimiz şey şu ki, yıkıcı yaşam kalıpları – ister fiziksel hastalıklar, isterse ilişkilerde zorluklar olarak ortaya çıksınlar – hem Sevgi Düzenleri’ndeki bozulmaya hem de bazı bireylerin bir başkasının kaderini, o kaderi kişiye bırakmak yerine kendi kaderi olarak üstlenmeleri şeklinde çözümleriz.

John L. Payne

Aile Dizimi, Başkalarına Şifa, Kendine Şifa kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Philip Glass ve Pendulum Dalgaları

watch?v=V87VXA6gPuE

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Güneş Enerjili Yaşam

Günlük elektrik tüketimimi karşılamak için kaç tane güneş paneline ihtiyacım var?

Bu tamamen hanedeki günlük ortalama tüketime bağlıdır. Avustralya’da, bir önceki makalede değindiğim üzere, farklı kaynaklardan sonuçlara göre, günlük ortalama tüketim 15 kWh- 20 kWh arasında değişmektedir (Wikipedia’ya göre Amerika’da ortalama günlük hane tüketimi 24kWh’tır)

Bu tüketim bir evde yıl boyunca 10×100 w (watt) akkor ampüllerin günde 15-20 saat boyunca kullanılmasına eşdeğerdir.

Kaç tane güneş paneline ihtiyacınız olduğunu saptamak üzere, iyimser bir yaklaşımla günlük ortalama 15kWh’ lık tüketimi temel alacağım.

Güneş enerjisine bağlı bir sistem sadece güneş varken enerji üretir. Bu da sistemin gün içindeki güneş ışığıyla sınırlı olduğu anlamına gelmektedir. Güney yarımkürede ne kadar güneyde ya da kuzey yarımkürede ne kadar kuzeyde iseniz, kullanılabilir yaz ve kış güneşi miktarının alt ve üst sınırları o oranda değişiklik gösterir.

Mesela; benim evim ekvatorun güneyinde, 37,5° enleminde bulunmaktadır.

Avustralya’da bulunan Rainbow Power şirketi, bu ülkedeki azami güneş ışığının hesaplanması için gayet kullanışlı bir hesap makinesi geliştirmiştir. Buna göre, evim yaz boyunca 6,5 saat boyunca azami güneş ışığı almaktadır, bu süre kışın 3,13 saat olarak hesaplanmıştır.

Eğer ki 1 yıl içinde evinizin ihtiyacı olacak enerjiyi güneş enerjisi sistemlerinden karşılamak istiyorsanız, yazın ve kışın aldığınız azami güneş ışığı değerlerinin ortalamasını hesaplamanız iyi olur. Bu değer benim evim için 4,8 saattir.

Güneş panelleri ancak gün ışığı yeteri kadar güçlü olduğunda elektrik ürettiğinden, ihtiyacınız olacak sistem kapasitesini bulmak için, günlük elektrik ihtiyacınızı (15kWh) azami güneş ışığı aldığınız saate (4,8) bölerek bulabilirsiniz (3,125kWh).

Bu demek oluyor ki, eğer benim evime yakın bir konumda eviniz varsa ve günde ortalama 15kWh elektriği güneş enerjisi sistemden sağlayacaksanız, bütün yıl boyunca ortalama 3,125 kWh üreten bir sisteme ihtiyacınız var demektir. Unutmayın ki günlük üretiminiz bazen ortalama değerin üzerinde olacak bazen de altına düşecektir.

Yukarıdaki hesaplamaları kullanarak, daha da vahşileşip günde 40kWh bir tüketim yapmak isterseniz (bu 20x100watt’lık akkor ampullerin her gün günde 20 saat yanmasına eşdeğer olacaktır), benim bulunduğum enlemde yıllık tüketiminizi karşılamak için sistemin 8,33 kWh üretmesi gerekecektir.

3,125 kWh elektrik üretmek için kaç tane güneş paneline ihtiyaç var?

Piyasadaki güneş panelleri 1Wh-260Wh değerleri arasında üretmektedir. 260Wh panellik bir sistem alacağımı varsayarsak, 12 adet güneş paneline ihtiyaç duyacağım (12 x 260Wh = 3,125kWh). İnternette eBay üzerinden farklı boyut ve özelliklerdeki güneş panellerinin fiyatlarını öğrenebilirsiniz.

Şebeke bağlantılı güneş enerjisi sisteminde kullanım için yeterli bir üretim kapasitesine ihtiyacınız var!

Güneşten yüksek miktarda elektrik üretmek için çok sayıda pahalı güneş paneline ihtiyaç olduğu ortada. Aynı şekilde, benim bulunduğum enlemde, 1kWh’lık şebeke bağlantılı güneş enerjisi sistemine sahip bir evde, günlük 15kWh’lık elektrik kullanılmak istenirse, bu ihtiyacın yıl içinde hiçbir zaman karşılanamayacağını görürsünüz. En iyi ihtimalle bu sistemle yıllık ihtiyacın ancak 1/3’ini karşılanabilir. Bu durum cesaretinizi kırmasın, bu evde ihtiyacın bir kısmının karşılanabiliyor olması saygı duyulacak bir durumdur; bu koşullarda yapılabilecek daha iyi bir şey varsa, o da evin elektrik tüketimini azaltmaktır.

Hatırlarsanız, eğer ki bir evin ihtiyacı güneş panellerinden karşılanamıyorsa, üretimi aşan ihtiyaç şebekeden karşılanabilir. Avustralya’da bu durum ne yazık ki berbat sonuçlar doğurmakta, çünkü elektrik çoğunlukla siyah ya da kahverengi kömürün yakılmasıyla elde edilmekte. Ev sahipleri elektrik üreticileriyle yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen elektrik için bir anlaşmaya varmadıkları sürece, yenilenemeyen bu kaynaklar üstüne bir de yüksek miktarlarda karbondioksit açığa çıkmasına sebep olmaya devam edecekler.

Şebeke bağlantısız güneş enerjisi sisteminde en kötü ihtimalleri düşünerek belirleyeceğiniz bir üretme kapasitesine ihtiyaç duyarsınız!

Şebeke bağlantısız güneş enerjisi sisteminde, kışın aldığınız güneş ışığı göz önünde bulundurularak hesaplanmış en kötü senaryoya göre belirlenen bir üretme kapasitesine sahip olmanız gerekir. Bunun sebebi ise; sürekli şekilde ürettiğinizden fazla elektrik harcamanız takdirde, şebeke bağlantısız güneş enerjisi sisteminin sonunda çökeceği ve pillerinin tamamen kullanılmaz duruma geleceğidir.

Pek çok şebeke bağlantısız güneş enerjisi sistemi, farklı elektrik üretim yöntemlerini sisteme dahil ederek bu sınırları aşmaya çalışmaktadır. Bunların başlıca, rüzgar tribünü jeneratörler, hidro tribün jeneratörler, petrol ve dizel jeneratörler, buhar makinası jeneratörlerdir; hatta kimi sistemler elektrik şebeksine bağlı pil şarj cihazları kullanmaktadır.

Şebeke bağlantısız sistemlerde, elektrik şebekelerine bağlı olan evlerdeki düşüncesizce elektrik kullanımından farklı olarak, elektrik tüketimini seviyeniz hakkında her zaman son derece bilinçli olmanız gerekir. Hangi aletlerin yüksek miktarlarda elektrik harcadığını anlayarak ve bunları sistemin yüksek miktarlarda elektrik ürettiği vakitlerde kullanarak elektrik tüketme alışkanlıklarımı değiştirmem gerekti. Güneş enerjisi kullanmak sizi enerji tüketiminizi sorgulamaya ve bu tüketimi nasıl azaltacağınızın yollarını aramaya zorlar.

Şebeke bağlantısız güneş enerji sisteminde, eğer ki üretilen fazla elektrik şebekeye aktarılmıyorsa bu durum nasıl oluyor da Permakültürün 3 etik ilkesiyle uyuşuyor?

Yazmış olduğum Advanced Solar, and Independence, at PRI’s Zaytuna Farm makalesine pek çok yorum yapıldı; yorumlardaki temalardan biri de ‘bağımsız sistemlerin Permakültürün 3 etik ilkesiyle nasıl uyum gösterecektir?’ konusudur. Bu gerçekten de üzerine düşünülmesi gereken bir durumdur.

Permakültürün 3 etik ilkesi; İnsanı Gözet, Dünyayı Gözet, Artı Değerin (Kullanım Fazlasının) ilk iki ilkeye vakfedilmesi olarak özetlenebilir.

Buradaki endişe özellikle artı değer üzerine olan 3. ilkeyle ilgilidir. Bu durumda fazladan üretilen elektriğin hem insanlar hem de dünyanın yararı için kullanılması konusudur.

Bu sorunun cevabı PRI’ın Zaytuna Çiftliğinde kurulan sistemin nadiren kullanım fazlası elektrik ürettiğidir. Günlük elektrik ihtiyacı için kaç güneş paneline ihtiyacınız olduğunu incelediğimiz örneğe yeniden bakarsanız, bir evin ihtiyacını karşılamak üzere çok büyük bir güneş enerjisi sistemi gerektiğini fark edersiniz. Ayrıca, şebeke bağlantısız sistemde elektrik kullanımınıza oldukça dikkat etmeniz ve elektrik tüketim biçiminizi değiştirmeniz (örneğin tüketiminizi azaltmanız ve asgariye düşürmeniz) gerekir. En basitinden çamaşır makinenizi gece yerine öğlen çalıştırmak ya da kaynak işini daha güneşli bir güne ertelemek gibi. Bu durum, ısınma ihtiyacınızı odun sobasından karşılarken ne kadar yakacağa ihtiyaç duyacağınızı belirlemeniz ve ağaçları kesimden en az 2 yıl öncesinden dikip yetiştirmenizden çok da farklı değildir. Bu anlayışın tam tersine 2,400 wattlık bir klimayı çalıştırabilirsiniz elbette!

Düşünülmesi gereken bir diğer durum da, kırsal bir bölgede şebekenin evinizden yüzlerce metre uzakta olabilmesidir. Şebekeye yeraltından döşenecek kablolarla bağlanmak 100metre için 10,000 Avustralya dolarına mal olabilmektedir. Bu yatırım başka bir şeye yapılsa çok daha iyi olabilir.

Son olarak, bir hanenin şebekeden ayrılması elektriği diğer evler için ulaşılabilir yapacaktır. Eğer konut gelişimine bakacak olursanız, pek çok yeni konut alanın oluştuğunu ve bunlara yerleşildiğini göreceksiniz. Her yapılan konut birimi elektrik tüketecektir ve bu tüketim giderek artacaktır. Avustralya’da toplum olarak yapmadığımız bir şey varsa, üretim kapasitemizi akılcı biçimde artırmamızdır (ki bunu yapmamız gerektiğini savunmuyorum). Artan elektrik tüketimi ve sınırlı bir arz durumu sonucunda, (Avustralya’da) sıcak günlerde aşırı talebi yaratan durum değişene dek şebeke elektriği kısmi şekilde kesilmektedir.

Kaynak: http://permaculture.org.au/2011/03/02/a-solar-powered-life-part-ii/

Çevre kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Doğa ve Rekabet

Doğa kimse ile rekabet halinde değildir. Yaşam tüm canlıları içinde barındırır.

Rekabet “yokluk” zihniyetinin ürünüdür ve insanın seçeneklerini sınırlar.

Var olmak, işleri daha güzel, estetik, anlamlı yapmak, üretmek, paylaşmak, daha güzeli ortaya koymak söz konusu olduğunda “bolluk” zihniyeti işlemeye başlar.

Çevre kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Van’da depreme dirençli Earthship

Earthship Biotecture Türkiye Temsilcisi İnşaat Mühendisi Baki Çağlar: “Earthship konsepti, dünyayı bir ısı kaynağı olarak görüyor”
Earthshiplerin amacı, çevre sorunlarını minimize ederek yaşama alternatifini insanlara göstermektir.

Earthship, geri dönüşümlü materyaller kullanılarak inşa edilen sürdürülebilir bir evdir. Amerika’lı Mimar Michael E. Reynolds tarafından ortaya çıkarılmış olan Earthship konsepti, 40 seneyi aşkın sürelik bir geçmişe sahip. Earthship’ler dünyaya adapte olarak, sahiplerinin temel ihtiyaçlarını karşılarlar ve bunun için altyapı sistemlerine bağlanmaya ihtiyaç duymazlar. Dünya çapında 1.000′e yakın Earthship bulunmaktadır ve bütün bu Earthship’ler 6 temel tasarım prensibine sahiptirler: Yağmur suyunun toplanması, güneş, rüzgâr gibi yenilenebilir enerjili sistemler ile enerji üretimi, kanalizasyon arıtımı, termal/solar ısıtma ve soğutma, gıda üretimi, doğal ve geri dönüşümlü materyallerle inşa edilme.
Earthship’in esas amacı; dünyanın çevre sorunlarına karşı insanlara alternatif yaşama yöntemlerinin var olduğunu göstermek.

Earthshipler, bütün altyapı sistemlerinden bağımsız olarak çalışıyor

Dünyada milyarlarca hurda araba lastiği var. Bunları genellikle yakarak ziyan ediyoruz. Üstelik lastikler yandığında çevreye oldukça fazla miktarda zehirli gazın yayılmasına neden oluyor. Karbondioksit seviyesi bütün bu yaktığımız fosil yakıtlardan dolayı son 650.000 yılın rekor seviyesinde ve bu çok ciddi ekolojik problemlere sebep olacak. Biz bu lastikleri insanlara iş ve sürdürülebilir bir gelecek sağlayacak yapı materyalleri olarak değerlendiriyoruz. Yani atık lastikleri, çözüm olarak kullanıyoruz.

Earthship’lerde bu atık lastikler termal kütlenin meydana getirilmesi için kullanılıyor. Hurda araba lastikleri alınıp yere yatırılıyor, içine toprak dolduruluyor ve bu toprak, insan gücü kullanılarak balyoz yardımıyla % 90 kompakt hale gelene kadar dövülüyor. Bunun sonucunda 150 kiloluk bir tuğla meydana gelmiş oluyor. Evin ana duvarları bu tuğlalar kullanılarak örülüyor ve bu duvarlar beton gibi rijit olmadıklarından depreme karşı dirençli oluyorlar ve toprakla sıkıştırıldıklarından yangın geçirmiyorlar. Aynı zamanda geniş olduklarından herhangi bir temele ihtiyaç duymuyorlar.

1996 yılında meydana gelen bir çevre yangınında Amerika’da bir Earthship alev aldı ve yangın sonrası yapılan incelemelerde lastik duvarların sağlam olduğu görüldü. Bu duvarlar sıvanarak tekrar kullanıldı. Madison Wisconsin University’de yapılan bir çalışma lastiklerin çözünerek havaya karışması, yani insan sağlığına zararlı hale gelebilmesi için yüksek sıcaklığa, direkt güneş ışığına ve yüksek oksitleyici maddelere maruz kalması gerektiğini , lastikler Earthship’lerde toprağa gömülü olduklarından ve yalıtım malzemeleri ve sıva kullanıldığından bu durumun söz konusu olmadığını gösteriyor.
Earthshipler, bütün altyapı sistemlerinden bağımsız olarak çalışıyor. Isıtma soğutma ihtiyacını karşılamak için ağır termal kütleler kullanılıyor. Termal kütle, güneşin ısısını depoluyor ve bu ısıyı uzun süre muhafaza ediyor. Böylece yazın 45 °C kışın – 30 °C’leri bulan sert çöl iklimlerinde bile ısıtma ya da soğutma sistemine ihtiyaç kalmıyor. Toprağın ilk 1 metrelik derinliği iklim koşullarına bağlı olarak ısınır veya soğur, ancak bir metreden sonra sıcaklık yaklaşık 15 °C ile sabittir. Earthship bu ısıyı kullanıyor; özetle dünyayı bir ısı kaynağı olarak görüyor ve bu ısı kanyağı güneş ışığıyla desteklenerek konfor sıcaklığı yakalanıyor.

Adım adım Earthship…

Earthshiplerin inşası şöyle gerçekleşiyor: İlk olarak lastikler dövülüyor, havalandırma boruları yerleştirildikten sonra lastik duvarlar kat kat yükselmeye başlıyor ve bu duvarların arkasındaki toprak da yükseltilerek lastikler toprağa yaslanıyor ve ekstra termal kütle elde ediliyor. Tuğlaları oluştururken insan gücü kullandığımızdan hem fosil yakıt tüketmiyoruz hem de istihdam yaratıyoruz. Aynı zamanda bu lastikleri ekonomiye geri kazandırmış oluyoruz. Daha sonra bu lastikleri birbirlerine kenetlemek için betonarme kolonları ve kirişleri döküyoruz ve ayrıca ön kısımda çatıdan gelen yükü taşıyacak bir ahşap yapı oluyor. Bu duvarın temelini atıyoruz, daha sonra ahşap yapımızı bunun üzerine inşa ediyoruz.
Daha sonra bunun üzerine çatı kirişlerini yerleştiriyoruz. Bu kirişler için ormandaki ölü ağaçları kütük olarak kullanıyoruz. Kütükler düşük imalat enerjisine sahip olduğundan hem çevreye daha az karbon salımı yapıyor hem de daha az maliyetli oluyorlar. Evin hemen arkasına yağmur ve kar sularını depolayacak, uzun vadede kullanılmasını sağlayacak su depolarını yerleştiriyoruz. Daha sonra su ve ısı izolasyonunu yerleştiriyoruz. Kanat çatılarını inşa ettikten sonra izolasyonu tam olarak kapatıyoruz. Evin ön kısmına ise bir sera yapıyoruz. Galvanizli sac metal levhalarla evi kaplıyoruz ve havalandırma borularını, solar sistemlerini, havalandırma pencerelerini yerleştiriyoruz. Böylece evin kaba inşaatı bitmiş oluyor.
Evin iç inşası içinse alüminyum kutuları bir tuğla olarak kullanıyoruz ve bu tuğlalardan duvarlar örüyoruz. Tabii evin içerisini sıvadıktan sonra normal bir duvardan farkı kalmıyor. Pet şişeler de aynı şekilde kullanılabiliyor. Bu malzemeler duvarda hacim kapladığından, yapısal olmayan duvarlar için gereğinden fazla malzemenin kullanılmasını önlüyor. Bu işlemlerin ardından pencereleri takıyoruz ve havalandırma pencereleri açıyoruz. Toprağın altında hava borularından gelen serin havayı çekip havanın yukarıdaki hava bacalarından çıkması sağlanıyor. Böylece evin içinde doğal bir hava sirkülasyonu oluşuyor.
Earthshiplerde sera alanları bulunduğu için evin içerisinde tertemiz bir hava sağlanıyor. Hatta bütün camları kapattığınızda evin içindeki hava dışarıdaki havadan her zaman daha temiz ve taze oluyor. Siz solunum yaptığınızda bitkiler sizin solunumunuzu alıyor, bitkiler solunum yaptığında siz de bitkilerin solunumunu alıyorsunuz. Evin içinde tamamen doğal denge ile gerçekleşen bir dönüşüm oluyor. Gıdalarınızı da kendiniz bu doğal ortamda yetiştirebiliyorsunuz. Tabii ki bütün gıdalarınızı kendi başınıza yetiştiremiyorsunuz ama bir kısmı bile olsa yiyeceğinizi yetiştirmek önemli. Sizin duş aldığınız kullanılmış suyunuzla besleniyorlar, gıda da üretiyorsunuz; hormon yok, kimyasal ilaç yok, GDO yok…
Sera bölgesinin çok fonksiyonel amacı var. Birincisi duş aldığınızda oluşan gri su arındırılarak sera bölgesine gidiyor ve bitkileri besliyor, tuvaletin sifon haznesine yönlendiriliyor ve su üç defa kullanılmış oluyor. Bunun sonucunda ciddi bir su tasarrufu gerçekleşmiş oluyor. Sifonu çektikten sonra meydana gelen siyah su ise toprağa gömülü bir septik tanka gidiyor, burada bir nevi sıvı gübre haline geliyor ve bahçedeki bitkiler için gübre olarak kullanılıyor ve kanalizasyon sistemine olan ihtiyaç kalkmış oluyor. Geleneksel evlerde kişi başı günlük su kullanımı miktarı 300 lt oluyor, ama Earthshiplerde su dört defa kullanıldığından bu miktar 75 ltye kadar düşebiliyor. Bu sayede yağmurun bol olduğu dönemlerde su tanklarında depo edilen su, yağmur yağmayan dört ay beş ay gibi bir süreç içerisinde evin su ihtiyacını karşılıyor.

Earthship depreme karşı dirençli

Evler tek katlı olduğu için deprem kuvveti yüksek katlı yapılara göre çok az etki ediyor ve lastik kalıplı tuğlalar yapıya hareket kabiliyeti kazandırıyor. Bu evler, sadece lastiklerle değil betonarme kolonlarla ve bağlama kirişleriyle destekleniyor. Lastikler dümdüz çıkmıyor, evin arkasında oluşturulan toprak birikintisine yaslanacak şekilde yükseliyor. Bu sayede depreme karşı direnç kazanmış oluyor. Bu evlerde güneş panelleri, rüzgâr türbinleri kullanılıyor. Üretilen elektrik akülerin içerisinde depolanıyor ve kullanılıyor. Bataryalarda depolanan elektriği alternatif akıma çevirmek için akım çevirici kullanılıyor. Alternatif akımda bir sorun olması ihtimali göz önünde bulundurularak, buzdolabı gibi sürekli çalışması gereken cihazlar direkt akımla çalıştırılıyor. Güneş ışığının elektrik açısından çok fazla yeterli olmadığı yerlerde, rüzgâr türbinleri de sisteme eklenebiliyor. Earthship’lerin genel olarak üç cephesi ağır duvarlarla kapalıdır ve güney cephesi güneşe dönüktür. Bu sayede aydınlatma için de gün ışığından maksimum derecede faydalanılıyor. Yaşayan bir canlı gibi görülebilecek bu evler bahçeli, müstakil ev fiyatlarıyla aşağı yukarı aynı fiyatlara denk geliyor.

İnşaat aşamasında bile sıfır karbon…

Earthship’lerde sadece evin elektrik ihtiyacını karşılamak için değil, evin inşasının elektrik ihtiyacını karşılamak için de solar paneller kullanılıyor. Daha inşaat yeni başlarken yere kurulan solar paneller inşaat aletlerine bağlanıyor ve elektrik ihtiyacı bu şekilde karşılanıyor. İnşaat belirli bir aşamaya geldikten sonra bu solar paneller ve sistemler projedeki yerlerine monte edilerek evin ve inşaatın ihtiyaç duyduğu elektrik oradan karşılanmaya devam ediyor.

Earthship ve geri dönüşüm

Earthshipler, yazın dik gelen güneş ışığını evin içine almayacak; kışın ise eğimli gelen güneş ışığını tamamen evin içine vuracağı şekilde konumlandırılırlar. Termal kütle doğru konumlandırıldığında o kadar etkili bir ısınma sağlar ki yazın 45 °C kışın -30 °C’leri bulan iklimlerde bile konfor sıcaklığını yakalayabilir. Aşırı soğuk iklimlerde mesela Kanada ya da Rusya’da ısıtmaya destek sağlamak amacı ile şömine konulabilir ama İstanbul’da böyle bir ısıtma sistemine ihtiyaç duyulmaz. Earthship’lerde yaşayan insanlar kullandığı enerjinin sorumluluğuna sahiptir. Eğer kişi çevreci bir şekilde yaşamak istiyorsa elektrik tüketimine daha dikkatli yaklaşmak durumunda. Bugün çocuklarımızın kaynaklarını tüketiyoruz, onların dünyasından borç alıyoruz. Bu yüzden şimdiden kullandığımız enerji konusunda sorumlu davranmamız gerektiğine inanıyoruz.
Earthship’lerde bir diğer geri dönüşümlü materyalse cam şişeler. Bu cam şişeler kesilerek alt kısımları biriktiriliyor, üst kısımları cam geri dönüşüm tesislerine gönderiliyor ve bu cam şişelerin altları birleştirilerek koli bandı ile bir tuğla formuna gelmesi sağlanıyor. bunların amacı izolasyon ya da sağlamlık değil, bunlar duvarda hacim kaplayarak hem dekorasyon anlamında hem de malzeme tasarrufu anlamında fayda sağlıyor. Alüminyum kutular da aynı mantıkla kullanılarak ara bölme ve iç bölme duvarlarının inşası sağlanıyor. Bir diğer geri dönüşüm malzemesi ise buzdolabı, çamaşır makinesi gibi aletlerin metal panelleri. Bu metal paneller toplanarak şantiyelere gönderiliyor ve şantiyelerde çeşitli kaplama, süslemelerde geri dönüşümlü malzeme olarak kullanılıyor.

En çok istediğimiz şeylerden biri de Van’da afet yardım projesi olarak bir Earthship inşa etmek.

Bilindiği gibi dünyada nükleer bombalar için bile test alanı ayrıldı. Michael Reynolds da barınma metotlarını geliştirmek için test sahası istedi; bunun için yıllarca mücadele verdi ve test sahasını elde etmeyi başardı. Aslında bu sistemin desteklenmesi gerekirken herhangi bir teşvik ya da destek görmüyor. Earthship gibi doğaya faydalı bir konseptin el üstünde tutulması, tüm dünyada yaygınlaşması gerektiğini düşünüyorum. İnsanlara kendilerine bakma gücü veren, ekonomik anlamda onları rahatlatacak, çevreye olan zararı ciddi oranda düşürecek bu konseptin mümkün olduğunca bilinirliğinin artması ve üniversitelerce araştırmasının yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde buna ilgi duyan bir üniversite var ve görüşmelerimiz sürüyor.
Earthshipler Çin, Japonya, İngiltere, Fransa, İspanya, Belçika, Haiti, Afrika gibi pek çok yerde yapıldı. Türkiye’de henüz bir örneği yok. Earthship’ler çok ekonomik modellere de sahip. En son Afrika’da bir yardım projesi olarak earthship inşa ettik. Bir okul projesiydi. Haiti’de de bu şekilde bir tasarım gerçekleştirildi. Haiti’de yaptığımız afet yardım çalışmasında insanlar sıfırdan evlerini inşa edebildiklerini öğrendiklerinde çok heyecanlandılar; çünkü lastik bedava, toprak bedava ve kendi evinizin inşasına başlayabiliyorsunuz. Türkiye’de en çok istediğimiz şeylerden biri Van’da afet yardım projesi olarak bir Earthship inşa etmek ve insanlara yapı tekniklerimizi öğretmek.

Biz bir mücevher bulduk ve bu mücevheri paylaşmak istiyoruz.

Michael Reynolds “Biz bir mücevher bulduk ve bu mücevheri paylaşmak istiyoruz” diyor. Amacımız yakın geleceğin yıkıcı ekolojik ve ekonomik sonuçlarıyla yüz yüze kalmamak için mümkün olduğunca Earthship konseptini yaygınlaştırmak. Hedef kitlemiz ise özellikle ekolojik yaşamak isteyen, geleceğini garanti altına almak isteyenler. Earthship konseptinde hurda lastikler kullanıldığı için büyük lastik üreticileri ülkemizde ilk Earthship’in inşa edilmesi için destek/sponsor olabilirler. Dileğimiz en kısa sürede ülkemizin ilk Earthshipini Van’da inşa etmek.

Kaynak: http://www.termodinamik.info/?pid=26273

Çevre kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın